Bu yarı finalden bir şey anlamadım. Ben burada kendim için büyük dünya için küçük adımlarla bir şeyler anlatmaya çalışacağım. Öncelikle Barcelona'yı oldum olası sevdim. Ben futboldan anlamaya başlayıp ilkokul tenefüslerinde fırtına! gibi eserken Stoichkov, Romario, Bakero gibi isimler daha o zamandan bir Barcelona sevgisi aşılamıştı bana. Daha o zaman ismini bilmesem de televizyonda El Clasico izlediğimde beni hep Barcelona heyecanlandırdı. Neyse yormayalım kendimizi, kısacası Barcelona'yı tutuyordum ister istemez dün gece. Her ne kadar beni bu sene Beşiktaş kadar bezdirseler de, hani ekranda ismi belirince heyecan başlar ya tekrardan, dün gece de öyleydi. Sonra birden Scholes beklemediğim ya da istemediğim kadar erken attı golü, heyecanı bitirdi. Barcelona'yı bu sene bilenler eminim içlerinden bir eyvah! dediler. Çünkü son yılların gol yollarında en sıkıntı çekmeyen takımı, bu sene son 4 maçtır gol atamıyor. İşte 14. dakikadan sonra maç ilk maça döndü. Gerçi Manchester biraz daha açıktı bu sefer ama karıncalar ikinci filmi çekmiş gibiydi. İlk maçla aynı tas aynı hamam, pozisyonsuz Barca, çelik kapının üstüne demir parmaklık yaptırmış Manu. Korktuğumuz başımıza geldi, Barca defansı aşamadı. 2 maç daha oynasalar yine olmazdı heralde. Gelelim Manchester tarafına. Diyecek çok bir şey yok, bu turda ortaya pek bir şey koymasalar, Barca'ya karşı tutuk gözükseler de onlar istediğini aldı. Çünkü biliyorlardı ki onlar savunmayı aksatmazlarsa, Katalan ekibi gol atamayacaktı. Bunun üstüne bir gol yeterdi, öyle de oldu. Neticede biz izleyenler nispeten zevksiz iki maç izledik ama artık futbolun zevk için oynandığını hangimiz söyleyebilir!
Geliyorum, bazı güzel şeylere de aynı zamanda. Örneğin Park beni oldukça etkiledi dün akşam. Mükemmel bir maç çıkardı benim gözümde. O kanattan yardırışlar, ortalar. Sonra bakıyorum, Scholes uzun zamandır atmadığı gollerden çıkınında saklıyormuş meğer. Bu maçta açtı, Valdez de afiyetle yedi. Nani sanki Ronaldo'nun ilk zamanları gibi. Tek başına yetenekli ama takımla aynı ritimde gidemiyor. Barcalılar adına da söylenecek çok şey yok aslında. Aklımda kalan tek pozisyon 20. dakikada Messi'nin içeri süzülüp ceza sahasına girerken köşeye yolladığı topu "uzayan adam" Van der Saar'ın çelişiydi. Yine Messi dedik galiba, bu takım tek adamdan ibaret bir duruma mı sürükleniyor? Nerede Eto'o, Henry, Deco. Neyse o plase gol olsaydı, çok daha güzel bir maç izlerdik sanıyorum.