27 Nisan 2008 Pazar

Nereye?


Bilen bilir, oldum olası Chelsea'ye sempati duyabilmiş biri değilim. Hele hele, Chelski olduğundan beri iyice soğudum. Hatta Sergen o iki golü attığında kendimden geçişim dün gibi aklımda. Ama bu yeri geldiğinde, onları da takdir etmeyeceğim anlamına gelmez. Dün Stamford Bridge'de Manu'yu konuk ederlerken, ben maçın ikinci yarısına yetişebildim. Ona göre yorum yapacağım, yani notlarıma bakınca ilk yarı yok anlayacağınız. Sadede gelelim, dün yine Manchester United haftaiçi yaptığı gibi oyunu tıkamaktan ve futbol adına ortaya hiç koymaktan başka bir şey yapmadı. Gol atmaları bile bir mucizeydi. Zaten onu da Rooney'e Chelsea defansındaki abileri jest olsun diye, çocuk da sevinsin der gibi ayağına hediye ettiler. Bilmiyorum Ferguson ne düşünüyordu, belki de çok fazla CL'ye konsantre olmuşlardı ama, hiçbir şey düzenli ilk 11'indeki megaüstü yıldızın Ronaldo'yu ve bu sene performansıyla beni şaşırtan Tevez'i yedek bırakmayı haklı kılmaz. Üstelik şampiyonluktaki rakibine karşı, hem de seni yakalayacağı maçta.

Chelsea golü yedikten sonra oldukça çabaladı. Bence çabanın sonucu yanlış penaltıyla geldi. Gördüğüm kadarıyla Carrick eliyle müdahele etmedi ama sanırım hakem bir kaç pozisyon önce Wes Brown'un Drogba'nın önündeki topa elle müdahelesini kaçırmasının vefa borcunu ödedi. Yani bariz bir penaltı giderken olmayan bir penaltı geldi sanki. Nitekim bence hak eden kazandı. Manchester da son iki maçta bütün sene oynadığı oyunu inkar etti ve çekirge Londra'da sıçrayamadı. Salı günü Old Trafford'da hem Manu hem Barcelona yine bu yılki genel oyunlarını inkar ederlerse (ki dün yine La Coruna'ya yenildi Barcelona), turun favorisi olmayan Barca'yı finalde görmemiz işten bile değil.

Hiç yorum yok: